Ayetel Kürsi duası okunuşu!

Bakara Suresi’nin 255. ayeti olan Ayetel Kürsi duası, gün içerisinde herkesin okuması gereken dualar arasında bulunmaktadır. Ayetel Kürsi okunuşu ile akıllarda basit kaldığından, ezberlemek de oldukça kolaydır. Ayet-el Kursi duasının koruyucu özellikleri olduğuna inanılır. Farz namazlarından daha sonra okunduğu gibi, öteki vakitlerde de ulu Allah’a sığınmak ve kötülüklerden korunmak için çoğu kez Ayetel Kursi okunuşu yapılır. Diyanet meali ile Ayetel Kürsi Türkçe okunuşu ve anlamı, Arapça yazılışı, faydaları, fazileti ve tefsiri hakkına detaylı bilgilere içeriğimizden ulaşabilirsiniz. İşte, Ayet-el Kursi okunuşu, anlamı, faziletleri, faydası, tefsiri ve diyanet meali

AYETEL KÜRSİ OKUNUŞU

Bismillahirrahmânirrahîm.

AYETEL KÜRSİ TÜRKÇE ANLAMI

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

AYETEL KÜRSİ ARAPÇA YAZILIŞI VE OKUNUŞU

Ayetel Kürsi duası Arapça yazılışı ve okunuşu için TIKLAYINIZ.

AYETEL KÜRSİ OKUNUŞU DİNLE

AYETEL KÜRSİ OKUMANIN FAZİLETLERİ NELERDİR?

Kur’an-ı Kerim’de bulunan ayetlerin hepsinin bambaşka anlamları bulunurken faziletleri de çeşitlilik göstermektedir. Günlük hayatta okunuşu en çok yapılan ayetlerden olan Ayetel Kursi’nin fazileti şöyledir:

AYETEL KÜRSİ ÖZELLİKLERİ

Ayetel Kürsi, içerik olarak derin dini bilgileri kapsamakta; okunmasının fazileti ve insan yaşantısındaki etkileri konusunda hadislerde aksan yapılmıştır.

Bu ayet, Hz. Resulü Kibriya’nın (s.a.a) vaktinde da bu isimle meşhurdu. Hz. Resulullah şöyle buyurmuştur: “Kur’an ayetlerinin en azametli olanı Ayete’l Kürsi’dir.” Kur’an surelerinin efendisi Bakara suresidir, Bakara suresinin efendisi ise, Ayete’l Kürsi’dir. Bu ayet, her zaman Müslümanlar arasında kayda değer bir yere sahip ve özel bir saygınlığa haiz olmuştur. Sebebine gelince; İslam’ın bütün beceri ve öğretileri “tevhit” esası üstüne bina edilmiş ve tevhid, Ayete’l Kürsi’de kapsayıcı ve kısa ve öz olarak demeç edilmiştir. Bu ayette Allah’ın keza zatı ve ayrıca de sıfat ve fiilleri vasfedilmiştir.

AYETEL KÜRSİ OKUMAK NEYE İYİ GELİR?

Ayetel Kürsi’nin dağıtılmış durumlarda tilaveti hususunda Şia ve Sünni kaynaklarda çok sayıda rivayet nakledilmiştir. Bu ayetin çoğu yerde özellikle, namaz sonrasında, uyumadan önce, evden dışarı çıkarken, zorluk, bezginlik ve dertlerle karşılaşıldığında, merkep ve bineklere binildiğinde, nazarı durdurmak için, sıhhat ve sağlık için… okunması müstahaptır.

AYETEL KÜRSİ ANLAMI VE ÖNEMİ

AYET-EL KÜRSİ DUASI HAKKINDA KISA BİLGİ

Ayetel Kursi, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi’nin 255. Ayetidir. Medine’de indirildiğine ve birçok fazileti olduğuna inanılmaktadır. Ayetel Kürsi duası koruyucu özellikleri olduğu kabul görür. Öyle fakat, farz namazlarından sonra okunmasının yanı sıra, ulu Yaradan’a sığınmak için de okunulur. Bunun yanı sıra, şerden korunmak için de sık sık Ayetel Kürsi duası okunmaktadır.

AYET-EL KURSİ DİYANET MEALİ NEDİR?

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın devlete ait internet sitesinde, Ayetel Kürsi meali ile ilgili şu ifadeler yer almaktadır:

Allah, O’ndan diğer tanrı yoktur; diridir, her şeyin varlığı O’na ast ve dayalıdır.

Ne uykusu gelir ne de uyur.

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur.

O’nun izni olmadıkça katında hiçbir kimse şefaat edemez.

Onların önlerinde ve arkalarında olanları O bilir.

O’nun ilminden hiçbir şeyi -dilediği müstesna- kimse bilgisi içine sığdıramaz.

O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine almıştır.

Onları gözetmek kendisine şiddet gelmez.

O yücedir, mutlak büyüktür.

AYETEL KÜRSİ’NİN TEFSİRİ

Ayetel Kursi duası tefsiri ile ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığı resmi internet sitesinde şunlar yer almaktadır:

İçinde Allah’ın kürsüsü zikredildiği için “Âyetü’l-kürsî” adıyla anılan bu âyet hem muhtevası hem de üstün özellikleri nedeniyle dikkat çekmiş, hakkında hadisler vârit olmuş, fazla okunmuş, şifa ve korunmaya vesile kılınmıştır. Kelime-i şehâdet ve İhlâs sûreleri nasıl İslâm inancının özünü ihtiva ediyor ve insanlara Allah Teâlâ’yı tanıtıyorsa Âyetü’l-kürsî de –onlardan daha geniş ve detaylı olarak– bu özelliği taşımaktadır. Bir önceki âyette peygamberlerin getirdiği bunca âyet ve “beyyine”ye (imana götüren göze çarpan ve delil) rağmen insanların ihtilâfa düştükleri, kiminin küfrü kiminin imanı tercih ettiği zikredilmişti. İnsanı imana götüren deliller, aklını kullanarak üstünde düşüneceği “kendisinde ve yakından uzağa çevresinde (enfüs ve âfâk)”, peygamberleri teşvik etmek üzere Allah’ın onlara lutfettiği mûcizelerde ve vahiy aracılığıyla yapılan “sağlam delillere dayalı sözlü direktifler”da görülmektedir. Bu âyet gerçek mâbudu arayanlar için özgün ve başka hiçbir kaynaktan elde edilemez bir açıklamadır, delildir.

Şevkânî’nin Buhârî, Müslim, Nesâî, Ahmed b. Hanbel gibi sahih kaynaklardan derlediği hadislerden birkaçı bile bu âyetin önemi hakkında bir fikir edinmeye yetecektir:

Hz. Peygamber, Übey b. Kâ‘b’a “Allah’ın kitabından hangi âyet en büyüğüdür” diye sorup “Âyetü’l-kürsî’dir” cevabını alınca onu tebrik etmiştir (Müslim, “Müsâfirîn”, 258).

AYETEL KÜRSİ TEFSİRİ

Yine Übey’in hurmasına şeytana tâbi bir cin musallat olmuş; vermeyi, dağıtmayı seven Übey’i bundan vazgeçirmek üzere hurmayı aşırmaya başlamıştı. Übey mahlûku takip ederek yakaladı. Ilginç bir şekli vardı. Onunla konuşunca kimliğini ve maksadını anladı. Kendilerinden nasıl kurtulabileceğini sorunca “Bakara sûresindeki kürsü âyeti ile” dedi ve ekledi: “Onu akşamda okuyan sabaha dek, sabahta okuyan akşama dek bizden korunmuş olur.” Sabahleyin olunca Übey durumu Hz. Peygamber’e aktardı. Resûlullah, “Habis içten söylemiş” buyurdu.

Buhârî’de de Ebû Hüreyre’den naklen yukarıdakine yakın bir rivayet vardır. Hz. Peygamber’e hadiseyi anlatınca iblis olduğunu öğrendiği hırsız Ebû Hüreyre’ye şöyle demiştir: “Yatağına yatınca Âyetü’l-kürsî’yi oku, sürekli olarak Allah’tan bir koruyucun olacak ve sabaha kadar sana şeytan yaklaşamayacaktır.”

Allah varlığı ezelî, ebedî, ve kendinden olan, her şeyi yaratan, her şeyin mâliki ve mukadderatının hâkimi, her şeyi haberdar olan ve her şeye kadir olan… ulu mevlânın öz ismidir. Bu öz isim zikredildikten sonra ayrıca O’nun vahdâniyeti (birliği, tekliği) hem de İslâm’ın getirdiği imanın tevhid (Allah’ı birleme, bir bilme) özelliği açıklanmak üzere “O’ndan diğer tanrı yoktur” buyurulmuştur.

Müşrikler elleriyle yaptıkları putlara tapmakta idiler. Bunlar cansız eşyadan yapılırdı. Canı bile olmayan varlığın ilâh olamayacağını tarif etmek üzere hemen arkasından “O diridir” buyurulmuştur. Evet Allah diridir, O’nun hayat sıfatı vardır ve tıpatıp diğer isimleri ve sıfatları gibi bunun da mahiyetini oysa kendisi bilmektedir.

Lüzum Araplar’daki gerekse diğer kavimlerdeki müşriklerin çoğu büyük bir Allah’a inanmakla beraber bunun yanına –tanesine bir işlev tanıdıkları– iddiaya göre tanrılara inanmışlardır. Bu inanç tevhide aykırıdır. Tevhidi açıklayarak başlayan âyet, Allah Teâlâ’nın “kayyûm” sıfatını zikrederek “minik, arabulucu, özel görevli… tanrılar”a gerek bulunmadığını ifade etmektedir. Çünkü kayyûm, “tüm varlıkları görüp gözeten, yöneten, bir lahza bile onları data ve ilgisi dıştan tutmayan” demektir.

AYET-EL KURSİ TEFSİRİ

“Onu ne uyku basar ne uyur” cümlesi, hay ve kayyûm sıfatlarını pekiştirmekte ve biraz daha anlaşılmasını sağlamaktadır. Uyku basan veya doğrusu uyuyan birinin gözetim, yönetim, koruma gibi işleri yerine getirmesi muhtemel değildir. Allah Teâlâ’nın kayyûmluğu kâmil ve aralıksız olduğuna, daha açıkçası kayyûm sıfatı bunu ifade ettiğine kadar O’nu ne uyku basar ne de uyur.

Yerde ve gökte ne varsa –diğer hiçbir kimseye yok– O’na aittir; yaratanı da hakiki sahibi de O’dur. Âyetin bu mânayı ifade eden parçası “Yalnız O’na aittir” kısmıyla tevhidi öğretirken “başkasına değil” mânasıyla de şirkin çeşitlerini reddetmektedir. Çünkü müşrik toplumlar varlıkları yaratılış, aidiyet ve yetki bakımlarından çeşitli tanrılar aralarında paylaştırmışlar; meselâ yıldız, gök, yer… tanrılarından laf etmişlerdir. “Yerde ve gökte” tabiri Arapça’da “tüm varlıklar” mânasında kullanılmakta, adına yer ve gök denilmeyen veya maddî mânada yere ve göğe dahil bulunmayan mekânlar ve buradaki varlıklar da bu ifadenin içine girmektedir.

Allah’a ortak koşan kâfirlerin bir kısmı, bu ortakların O’na eşit olduklarına yok, O’nun nezdinde reddedilemez şefaat, geri çevrilemez arabuluculuk hakkına sahip bulunduklarına inanmakta ve putlara bu anlayış içinde tapınmaktadırlar. “Allah katında, O izin vermedikçe hiçbir kimse şefaat edemez” mânasındaki cümle bu inancın asılsızlığını ortaya koymakta; şefaatin de izne tabi bulunduğunu, O müsade vermedikçe ve dilemedikçe kimsenin böyle bir yetki ve imkâna sahip olamayacağını kısa ve öz ve etkin bir şekilde zihinlere yerleştirmektedir. Allah katında kendisine şefaat izni verilenlerin durumu ve yetkileri, ödül törenlerinde ödülleri atamak üzere kürsüye çağrılan şeref konuklarınınkine benzemektedir. Ödülün kime verileceğini bilen ve belirleyen onlar değildir. Ancak bu merasimi tertipleyenlere göre onlar, onurlu, saygıya lâyık, büyük kimseler olduklarından kendilerine böyle bir ayrıcalık verilmiştir. Allah katında şefaatlerine izin verilecek olanlar da Allah’a yakın ve sevgili kullar olacaktır.

AYETEL KURSİ’NİN TEFSİRİ

Allah’tan başka bütün şuur ve veri sahiplerinin bilgileri sınırlıdır, dürüst da hatalı da olmaya açıktır. Bu genel hakiki şefaat meselesine uygulandığında kimin şefaate lâyık olduğunun da ancak Allah tarafından bilineceği anlaşılabilir. Çünkü dış görünüşü (mâ beyne eydîhim) itibariyle şefaate lâyık görülenlerin, kullar göre görülemeyen ve bilinemeyen iç yüzleri (mâ halfehüm) itibariyle böyle olmamaları mümkündür. Allah birdir ve yalnızca O ibadete lâyıktır; çünkü O’ndan diğer olmuşu, olacağı, gizliyi, açığı, geçmişi, geleceği, görüleni, gaybı haberdar olan yoktur.

Kürsî (kürsü), “koltuk, sandalye, taht” anlamlarına gelir. Mecazi olarak saltanat, hükümranlık, mülk mânalarında da kullanılmaktadır. Allah Teâlâ’nın üstüne oturulan maddî alet mânasında kürsüsü olamayacağından –bu O’nun kanımca açıkladığı ulu sıfatlarına tutarsız düştüğünden– burada kürsüden bir başka mânanın kastedilmiş olması gerekir. Esasen Kur’lahza’da Allah’a nisbet edilen, “Allah’ın…” denilen her şeyi, O’nun varlığına dahil veya kullandığı bir şey olarak iyi anlamak da içten değildir. Meselâ “Allah’ın evi, Allah’ın ruhu, Allah’ın emri, Allah’ın kölesi” tamlamalarında Allah’a ait olan şeyler böyledir. Bunlar ne O’nun varlığının bir parçasıdır ne de kullandığı araçlardır; tartı ve şereflerinden nedeniyle O’nun” diye tanımlanmışlardır. İbn Abbas’a kadar kürsüden niyet ilimdir. O’nun ilmi her şeyi kaplar. Âyetin bu kısmını, “kürsüden kasıt O’nun hükümranlığıdır ve buna hudut yoktur, hiçbir şey O’nun dışında kalamaz” veya “Allah semavatı, arzı, arşı Kur’an’da zikretmiş, lakin bunlardan maksadın ne olduğunu açıklamamıştır. Kürsüsü de böyle bir varlıktır, yerleri ve gökleri içine alacak değin geniştir. Ne ve nasıl olduğunu ise oysa kendisi bilmektedir” biçiminde kavramak mümkündür.

Ulu, kâmil, eşsiz sıfatlarının bir kısmı âyette zikredilen ulu Allah’a, kulların baki gibi gördükleri kâinatı gözetmek, korumak ve idare etmek kuşkusuz kuvvet gelmeyecek, O’nu yormayacak, meşgul bile etmeyecektir. Çünkü O yücelerden yücedir, kimse bilmez nicedir.

AYETEL KÜRSİ KAÇ AYET?

AYETEL KÜRSİ NE ÇAĞRIDA BULUNMAK, ANLAMI NEDİR?

AYETEL KURSİ İLE BERABER OKUNACAK DUALAR HANGİLERİ?

Yorum yapın

SMM Panel PDF Kitap indir